AB Sanayi Hızlandırma Yasası’na İlişkin Görüşlerimizi Avrupa Komisyonu’na Sunduk

by Said Dağlı
A+A-
Reset

Makina İmalatçıları Birliği (MİB), Avrupa Birliği’nin gündemine aldığı Sanayi Hızlandırma Yasası’na (Industrial Accelerator Act – IAA) ilişkin sektör görüşlerini 18 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun “Have Your Say” platformu aracılığıyla iletti.

Avrupa sanayiinin dekarbonizasyon sürecini hızlandırmayı, sanayi dayanıklılığını güçlendirmeyi, stratejik bağımlılıkları azaltmayı ve imalat kapasitesini desteklemeyi amaçlayan IAA, Avrupa değer zincirlerine entegre üretim ortakları açısından doğrudan sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır.

Türk Makine Sanayiinin Stratejik Konumu Öne Çıkarıldı

MİB, Avrupa Komisyonu’na ilettiği görüşte Türk makine sanayiinin Avrupa sanayi ekosistemindeki stratejik konumuna dikkat çekti.

Görüşte, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yapısal entegrasyonu, ortak teknik standartlar, mevzuat uyumu, AB firmalarının Türkiye’deki yatırımları ve köklü tedarik ilişkileri gerekçesiyle Türkiye’nin Avrupa’nın genişletilmiş sanayi tabanının ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Bu çerçevede Türk makine sanayiinin sıradan bir üçüncü ülke tedarikçisi olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıkça ifade edildi.

MİB’in Temel Görüş Noktaları

MİB, IAA’nın sanayi dayanıklılığı, dekarbonizasyon ve stratejik bağımlılıkların azaltılmasına yönelik hedeflerini ilkesel olarak desteklendiğini belirtti.

Bununla birlikte bu hedeflere ulaşmanın yolunun mevcut değer zincirlerini daraltmaktan değil, Avrupa sanayi yapısının gerçekçi biçimde ele alınmasından geçtiğinin altı çizildi.

Görüşte öne çıkan başlıca hususlar şu şekilde özetlenebilir:

Türk makine sanayii, Avrupa değer zincirlerine makine, ekipman, bileşen, mühendislik kapasitesi, bakım hizmetleri ve üretim imkânı sunan yerleşik bir ortak konumundadır.

Gümrük Birliği ortaklarından gelen içeriğin, kamu alımları ve destek programları kapsamında AB menşeiyle eşdeğer tutulması uygulamasının sürdürülmesi gerekmektedir.

Makine sanayi; temiz teknolojilerin ölçeklenmesi, mevcut tesislerin modernizasyonu, enerji verimliliği, otomasyon ve ileri imalat kapasitesi bakımından stratejik bir kolaylaştırıcı sektör olarak değerlendirilmelidir.

Sürdürülebilirlik ve düşük karbon kriterleri yalnızca coğrafi menşe üzerinden değil; teknik uygunluk, enerji verimliliği, dayanıklılık, tamir edilebilirlik, yaşam döngüsü performansı ve düşük karbonlu üretime katkı gibi ölçülebilir göstergeler temelinde belirlenmelidir.

Türkiye’deki operasyonlarını sürdüren AB merkezli sanayi gruplarının üretim, tedarik ve servis faaliyetleri göz önünde bulundurulmalı; Türkiye’nin konumunu olumsuz etkileyebilecek düzenlemelerin yalnızca Türk üreticileri değil, Türkiye’den tedarik sağlayan ya da burada üretim yapan Avrupa firmalarını da etkileyeceği göz ardı edilmemelidir.

Tedarik zinciri dolanımı, haksız uygulamalar ve aşırı stratejik bağımlılıklara karşı alınacak tedbirler desteklenmekte; ancak gerçek katma değere, mühendislik kabiliyetine ve Avrupa pazarlarıyla uzun soluklu entegrasyona dayanan Türk makine üretiminin bu kapsamda değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.

“Made in Europe” yaklaşımı dar bir coğrafi etiket olarak değil; kalite, güvenilirlik, teknik uygunluk, sürdürülebilirlik ve Avrupa sanayi gücüne katkı temelinde tanımlanmalıdır.

Avrupa’nın Dayanıklılığı Dar Bir Sanayi Perimetresiyle Güçlenmez

MİB, sunduğu görüşte IAA’nın Avrupa imalat tabanını güçlendirme ve temiz sanayi dönüşümünü hızlandırma açısından önemli bir fırsat sunduğunu kabul etmekle birlikte, Avrupa sanayi dayanıklılığının ancak mevcut ve güvenilir değer zincirlerinin korunmasıyla gerçek anlamda güçleneceğini savundu.

Türkiye’nin IAA kapsamındaki rolünün tanınmasının; Avrupalı üreticileri destekleyeceği, tedarik zinciri istikrarını pekiştireceği, Gümrük Birliği’nin sanayi entegrasyonu mantığını güçlendireceği ve Avrupa makine sanayi ekosistemini daha dirençli kılacağı değerlendirildi.

Bu yaklaşımın Avrupa’nın sanayi egemenliğini zayıflatmayacağı; aksine daha gerçekçi, uygulanabilir ve sağlam bir sanayi politikası zemini oluşturacağı vurgulandı.

Aşağıdaki metin, Avrupa Komisyonu’na iletilen MİB görüşüdür.

Metnin Tamamını Görüntülemek İçin Tıklayın

MİB’in AB Sanayi Hızlandırma Yasası’na İlişkin Pozisyonu

Makina İmalatçıları Birliği (MİB), 200’den fazla makine imalatçısını temsil eden bir kuruluş olarak, Avrupa Birliği’nin Sanayi Hızlandırma Yasası aracılığıyla sanayi dayanıklılığını güçlendirme, dekarbonizasyonu hızlandırma, bağımlılıkları azaltma ve imalat kapasitesini pekiştirme hedeflerini desteklemektedir.

Türk makine sektörü açısından söz konusu Yasa, Avrupa imalat değer zincirlerini şekillendirecek stratejik bir sanayi politikası girişimidir. Bu girişimin başarısı, Avrupa sanayi tabanının gerçekçi ve sağlıklı biçimde tanımlanmasına bağlı olacaktır.

Türkiye, sıradan bir üçüncü ülke tedarikçisi olarak görülmemelidir. Gümrük Birliği, mevzuat yakınsaması ve derin tedarik zinciri entegrasyonu sayesinde Türk makine imalatçıları, Avrupa’nın geniş sanayi ekosisteminin bir parçası haline gelmiştir. Uygulamada AB ve Türkiye, makine sanayiinde ortak standartlara, ortak müşterilere, ortak değer zincirlerine ve birbirine bağlı üretim ağlarına sahip ortak bir sanayi alanı gibi çalışmaktadır.

Sektörün ölçeği de bu rolü teyit etmektedir. Türkiye’nin makine ihracatı 2025 yılında 28,7 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Makine sektörü, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 10’undan fazlasını oluşturmakta ve dünya genelinde 200’den fazla pazara ulaşmaktadır. Türk makine ihracatının yaklaşık yüzde 60’ı AB ve ABD pazarlarına yönelmekte olup Türkiye, Avrupa’nın altıncı büyük makine imalatçısı konumundadır. Sektör, 22.000’den fazla işletmeyi bünyesinde barındırmakta ve 317.000’in üzerinde kişiye istihdam sağlamaktadır.

Bu entegrasyon yalnızca Türk sermayeli şirketlerle sınırlı değildir. Çok sayıda AB merkezli sanayi grubu Türkiye’de üretim, mühendislik, tedarik, dağıtım ve satış sonrası hizmet faaliyetleri yürütmektedir. Bu operasyonlar bölgesel ve küresel tedarik zincirlerine yerleşik durumdadır ve Avrupalı imalatçıların rekabet gücüne katkı sağlamaktadır. Yasa’nın kısıtlayıcı biçimde yorumlanması, yalnızca Türk ihracatçıları değil, Türkiye’ye yatırım yapmış AB şirketlerini de etkileyecektir.

Makine sanayii, stratejik sektörler için yalnızca bir ara girdi alanı değildir. Sanayi büyümesini mümkün kılan üretken kapasitenin kendisidir. Avrupa’nın temiz teknolojileri ölçeklendirme, mevcut tesisleri modernize etme, verimliliği artırma, tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendirme ve ileri imalat kapasitesini genişletme kabiliyeti; rekabetçi, güvenilir, yakın ve standartlara uyumlu makinelere erişimine bağlıdır.

Bu nedenle Gümrük Birliği ortaklarının Yasa kapsamındaki konumu merkezi önemdedir. MİB, Gümrük Birliği ortaklarından gelen içeriğin ilgili kamu alımları ve kamu destekleri bağlamında AB menşeiyle eşdeğer kabul edilmesini memnuniyetle karşılamaktadır. Bu yaklaşım, AB-Türkiye sanayi ilişkisinin ekonomik ve hukuki gerçekliğini yansıtmakta olup temel bir ilke olarak korunmalıdır.

Bu eşdeğerliğin devamına ilişkin belirsizlik, uzun vadeli yatırım planlaması, tedarik zinciri istikrarı ve sanayi iş birliği açısından risk yaratacaktır. Teknik olarak AB ile uyumlu Gümrük Birliği ortaklarının, AB ile ilgisiz üçüncü ülke tedarikçileri gibi değerlendirilmesi halinde Avrupalı imalatçılar daha yüksek girdi maliyetleri, daha uzun teslim süreleri, azalan tedarikçi esnekliği, bozulan piyasa dinamikleri ve zayıflayan rekabet gücüyle karşı karşıya kalabilecektir.

MİB, sanayi politikasının dar bir coğrafi yaklaşımla değil; teknik performans, sürdürülebilirlik, dayanıklılık, mevzuat uyumu ve değer zinciri entegrasyonu temelinde ele alınması gerektiğini savunmaktadır. “Made in Europe” kavramı; kalite, güvenilirlik, düşük karbonlu dönüşüm kabiliyeti ve Avrupa’nın sanayi gücüne katkı anlamına gelmelidir.

Türk makine imalatçıları Avrupa için bir bağımlılık riski değildir. Aksine Avrupa sanayiinin yakın, güvenilir ve yerleşik ortaklarıdır.

Türkiye’nin Avrupa’nın geniş sanayi perimetresi dışında bırakılması Avrupa’yı daha dayanıklı kılmayacaktır. Bu durum, Avrupalı üreticilerin erişebileceği güvenilir ve teknik olarak uyumlu imalat kapasitesi havuzunu daraltacaktır. Buna Türkiye’de faaliyet gösteren veya Türkiye’den tedarik sağlayan AB şirketleri de dahildir.

Türkiye’nin rolünün korunması bir taviz olarak değil, sağlıklı ve gerçekçi bir sanayi politikası tercihi olarak görülmelidir.

Benzer İçerikler

Bu websitesi, kullanıcı deneyiminizi geliştirmek için yalnızca zorunlu çerezleri kullanmaktadır. Anladım!